Share

Central Asia: From Ethnic to Civic Nationalism

Recently there was a wave of celebration of the 20th anniversary of independence in all Central Asian states, yet their nation building process is not complete and the perception of the national identity is still distorted. By its nature national identity

should bring people together and unite them around common values and goals, in Central Asian states, however; national identity, conceived on ethnic basis, is a divisive force fragmenting people along the lines of ethnicity, religion, language, birth place, and social status. 

After the collapse of the Soviet Union, Central Asian republics— Kazakhstan, Turkmenistan, Uzbekistan, Tajikistan and Kyrgyzstan— faced the difficult task of state- and nation-building. Although every Central Asian nation had its own challenges determined by its geography, ethnic and cultural composition, availability of natural resources and other factors, all of them faced same complexity that hindered the attaining of unity in those countries. As a result of abrupt dissolution of the Soviet Union, politically unstable, economically weak and interdependent, institutionally unprepared, and socially disorientated Central Asian states were in a serious crisis.

In order to forge a new national identity, the political elites in all five Central Asian states decided to implement a nation building policy based on ethnicity. Ethnic nationalism was convenient and promising strategy capable of providing a sense of stability by uniting majority groups around the common and powerful link of ethnicity. In order to increase people’s attachment to these new national identities, attractive myths regarding ethnic identities were created. 

In all of the Central Asian countries, the strategy of creating a national myth was similar. It consisted of rewriting history in order to show a strong attachment of the majority group to the present geographical location of the country as well as of choosing a historical figure that boosted the national pride of the dominant ethnic group. Consequently, Uzbeks have been putting emphasis on being successors of the famous conqueror Tamerlane who established Timurid Empire, Kyrgyz have been promoting the image of the mythical hero Manas, and Tajiks have been rediscovering their history that was linked to the Samanid Empire ruled by Ismail Samani, Kazakhs have been promoting nomadic culture and traditions, and Turkmens have been focusing on the Turkmen spiritual leader Magtymguly Pyragy.

However, an important barrier to the nation building process around single ethnicity is the fact that most Central Asian states are multiethnic and multicultural societies. Thus, while ethnic nationalism provides the majority group a sense of belonging to the nation, minority ethnic groups in Central Asia do not easily embrace this new national identity and feel excluded from the nation building process. Moreover, majority ethnic groups also realize their dominance and often treat minorities unjustly. This creates tension and conflicts among the different ethnic groups. This paper addresses the question of how Central Asian societies can move away from divisive to inclusive form of nationalism.


 

Summary in Turkish

Orta Asya: Etnik Milliyetçilikten Sivil Milliyetçiliğe

Yazın zamanlarda bütün Orta Asya ülkeleri bağımsızlıklarının 20. Yıldönümini kutladılar. Geçen zamana  rağmen bu ülkelerde millet inşası süreci tamamlanmış değildir ve milli kimlik algılamasında sorunlar vardır. Doğası gereği  milli kimlik insanları biraraya getiren ve onları ortak değerler ve amaçlar yönünde hareket ettiren bir unsurdur. Orta Asya’da ise milli kimlik etnik prensiplere göre kurulmuş olmasından dolayi insanları etnik, dini, doğum yeri ve sosyal statüslerine göre ayıran bir unsurdur.

Sovyet Birliği dağıldıktan sonra, Orta Asya cumhuriyetleri – Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan  – zor bir vazife olan devlet ve millet kurma gereği ile karşı karşıya gelmişler. Her Orta Asya ülkesi coğrafi konumu, etnik ve kültürel bileşimi, doğal kaynaklarının bulunup bulunmaması gibi kendine has zorluklarla karşı karşıya olmasına rağmen, bütün bu ülkeler kendi içlerindeki birliğe ulaşmalarını engelleyen benzer sorunlarla karşı karşıyaydılar. Sovyet Birliğinin aniden dağılmasıyla birlikte, zayıf ekonomileri, kurumsallaşmasını tamamlamış devlet yapıları ve sosyal açıdan yönünü kaybetmiş Orta Asya ülkeleri çok ciddi bir kriz içine girdiler.

Yeni milli kimliği oluşturabilmek için, bütün Orta Asya ülkelerinin politik elitleri etnisite uzerine odaklanan millet inşası politikasını uygulamaya karar vermişlerdir. Etnik milliyetçilik, istikrar hissi veren ve çoğunlukları ortak ve güçlü bir bağ olan etnisite çevresinde birleştiren uygun ve pratik bir strateji olarak görunüyordu.  Halkların yeni milli kimliği benimsemeleri, etnik kökenleri hakkında çekici mitler (efsane) ileri sürüldü. Bütün Orta Asya ülkelerinde ortak milli efsane oluşturma stratejisi hemen hemen aynıydı. Bu strateji çerçevesinde Orta Asya cumhuriyetlerinde, ulusal tarihler, o ülkelerin baskın etnik gruplarının şimdiki coğrafi konumuna güçlendirmek üzere yeniden yazıldı.  Ayrıca baskın etnik grupların milli gururunu uyandıran tarihi figürler benimsendi. Bu bağlamda, Özbekler kendilerini Büyük Timur İmparatorluğu'nun kurucusu Emir Timur’un arkasından gelen bir millet olarak tanımlamaya başladılar; Kırgızlar ise efsanevi Manas kahramanını öne çıkardılar. Tacikler Ismail Samani tarafından yönetilen Samanoğulları Imparatorluğunu yeniden keşfeden bir tarih yazarken, Kazaklar göçebe geleneklerine ve adetlerine yöneldiler. Türkmenler ise ruhani lider  Mahtumkulu Firaki’yi milli sembol olarak yükseltmeye başladılar.

Fakat etnisite üzerine odaklanan bu millet inşası süreci çok önemli bir engel ile karşı karşıya kaldı. Bu engel,  Orta Asya ülkelerinin bir çogunun birden çok etnik yapıyı barındıran ve farklı kültürlerden oluşan toplumlara sahip olmasıydı. Buna göre, etnik milliyetçilik baskın gruba güçlü ait olma hissi verirken, azınlıklara milletten dışlanma hissini vermektedir. Ayrıca, baskın gruplar kendi üstünlüğün farkına varmakta ve azınlıklara adaletsiz bir şekilde davranmaya başlamaktadır. Dolaysıyla, farklı etnik gruplar arasında çatışmalar ve gerginlik oluşmaya başlamaktadır. Bu çalışma, Orta Asya ülkelerinin ayrılıkçı etnik milliyetçilikten birleştirici sivil milliyetçiliğe nasıl geçebileceğini tartışıyor.

Vurgular

Orta Asya ülkeleri bağımsızlıklarının 20. Yıldönemini kutladılar, fakat bu ülkelerde devlet kurma sureci tamamlanmamıştır ve insanların milli kimlik algılaması çarpık durumdadır.

 Sovyet yöneticilerinin amacı, Orta Asya cumhuriyetlerinin içlerinde birlik sağlarken, aynı zamanda onları birbirinden ayrıştırmaktı.

Sovyet Birliğinin dağılmasıyla beraber tek bir birliğe ait olma hissi kaybolmuş ve yeni bağımsız olan Orta Asya ülkeleri kimlik sorunuile karşı karşıya gelmişler. Bu boşluk bütün Orta Asya ülkelerinde benzer şekilde hissedildi.

Göçebe geleneklerin millet inşası surecinde bu kadar önemli bir yer almasından dolayı, Kazakistanın birden çok etnik yapı barındıran toplumunda bölünmeler oluşmaya başlamıştır. Bu siyaset, etnik Kazakları ülkelerine bağlarken, Kazak olmayanların Kazakistana olan bağlıklarını ise zayıflatıyor.

Manas hakkındaki hikayelerde etnik olarak Kırgız olmayan toplumların bahsi geçmediğinden dolayı,  Manas Destanının ulusal manada yüceltilmesi otomatik olarak etnik Kırgızlara ayrıcalık tanıyor ama öte yandan etnik azınlıkların önemini azaltıyor.

Yeni oluşturulmuş Özbek milli kimliği baskın grup olan Özbeklerin işine gelmekle beraber, toplumun önemli bir kısmını oluşturan azınlıklar tarafından benimsenmiyor.

Tacik diline özellikle vurgu yapan etnisiteye dayalı politikaTacik toplumunu daha da bölmüş ve Tacikler, Özbekler, Ruslar, Türkmenler ve Pamirliler arasındaki ayrılıkları artırmış durumdadır.

Orta Asya devletleri  sivil vatandaşlığı benimsedikleri taktirde sadece kendi toplumlarındaki  fertleri  birleştirmekle kalmaz, komşu ülkeler arasındaki ilişkilere de pozitif bir katkıda bulunmuş olurlar.

Sonuçlar ve Öneriler: Sivil Milliyetçiliğe (Vatandaşlık) Doğru

Orta Asya ülkelerinde milli kimlik ile ilgili yaşanan sorunların o ülkelerde uygulanmakta olan yasalardan kaynaklanmadıgını görmek önemlidir. Üstelik bütün ülkerin anayasalarında vatandaşlık tanımı oldukça çoğulcu ve demokratiktir. Orta Asya ülkelerin anayasaları vatandaşlarını herhangi bir etnik, ırk, dil, cinsiyet, bölgesel ve siyasi ayrımcılığa karşı korunma altına almaktadır. Fakat, fiili durum son derece farklıdır. Milli efsanelerin etnik temel üzerine inşa edilmış olması  o ülkede yaşayan etnik coğunluğunun milli gurur ve aidiyet algısının gelişmesine katkıda bulundugu gibi, o ülkede yaşayan azınlıkların aidiyet duygusunu zedelemekte ve kendilerini milletin dışında hissetmelerine neden olmaktadır. Kanunlara aykırı olduğundan resmi ortamlarda ve uygulamalarında etnik üstünlük algısı pek belirgin degildir. Fakat insanlar arasında, gayri resmi ilişkilerde, günlük işlerde ve hatta bir nebzede de resmi seviyede, etnik ayrımın değişik etnik gruplardan oluşan vatandaşların arasındaki ilişkileri negatif bir şekilde etkilediği bir gerçektir. Dolayısıyla problem resmi kanunlardan değil, siyasi ve toplumsal uygulamalardan kaynaklanmaktadır.

Orta Asya ülkelerin karşı karşıya kaldıkları zorlukların karşısında sivil milliyetçiliği benimsemesi uygun bir çözüm olarak görünmektedir. Sivil milliyetçilik,  toplumda belirli bir grubu üstün kılan etnik milliyetçiliğin aksine, toplumun her kesimini kapsamaktadır. Michael Ignateff’e göre sivil milliyetçiliş “bir ulus – ırk, renk, inanç, cinsiyet, dil veya etnik kökene bakmaksızın – ulus devletin siyasi sistemine bağlı olmayı kabullenmiş toplumdaki bütün insanlardan teşkil olmalı”. Bu tür milliyetçiliğin ‘sivil’ [vatandaşlık] olarak adlandırılması bir ulusu “ortak siyasi değerlere ve uygulamalara yönelik, vatan sevgisi etrafında birleşmiş  ve aralarında eşit ve hakları sahiplerinden oluşan bir toplum” olarak görmesidendir. Ignateff bu tür milliyetçiliği ancak democratik olabileceğini görmektedir “çünkü egemenlik toplumun bütün kesimlerine  verilmektedir”. Ulusal kimlik toplumun temel taleplerini temsil etmeli ve toplumun her kesiminden referans almalıdır; aksi taktirde insanları ortak hedefler etrafında toplayamayacağı gibi, toplumda memnuniyetsizlik, tedirginlik ve tatışmanın bir sebebi haline dönüşmektedir.


Share

Turkic American Convention

Share